Elektromanyetik Radyasyon Ölçümü

Elektromanyetik Radyasyon Ölçümü


Gsm baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik alan şiddetinin evinizdeki, iş yerinizdeki etkisinin ölçümünü profesyonel olarak, uluslararsı standartlara uygun olarak yapıyor ve sonuçları rapor şeklinde sizlere sunuyoruz. Yalam alanızdaki göreceli olası yüksek elektromanyetik alan şiddetine maruz kalan alanlarda nasıl değerleri azaltabileceği konusunda size danışmanlık hizmeti sunuyoruz.

Tel: 216 415 80 87

İş Başvurusu

MÜHENDİSLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
MÜHENDİSLİK etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

05 Eylül 2006

İTÜ Makina Fakültesi

İTÜ Makina hakkında genel bilgi:

İstanbul Teknik Üniversitesi Makina Mühendisliği Bölümü, ülkemizdeki makina mühendisliği dalında eğitim ve araştırma yapan en eski bölümdür. 1773 yılında Haliç Tersanesi'nin Karaağaç semtinde kurulan "Mekteb-i Hendese" (Geometri Okulu), 1776 yılında "Mühendishane-i Bahri-i Hümayun" ve 1795'de "Mühendishane-i Berri-i Hümayun" adı altında, denizcilik ve topçuluk eğitimi yapan mühendislik okullaru, İstanbul Teknik Üniversitesi ve Makina Mühendisliği Bölümünün ilk çekirdeğini oluşturmaktadır.



Makina Fakültesi bugünkü adını 1944 yılında almıştır. "İstanbul Darülfünunu"nun 1933 yılında yeni üniversite reformu ile İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi'ne bağlı Elektrik ve Makina Enstitüsü kaldırılmış ve Yüksek Mühendis Okulu'nda Elektro-Mekanik Bölümü açılarak Makina-EIektrik; Mühendisliği öğretimi başlamıştır. 1944 yılında yeni bir kanunla, Yüksek Mühendis Okulu "İstanbul Teknik Üniversitesi" adini almış ve Makina Bölümü de bağımsız Makina Fakültesi haline gelmiştir.

Zaman içinde elektrik, endüstri, uçak ve uzay, nükleer, gemi inşaat ve tekstil mühendisliği makina bölümünden ayrılarak bağımsız birer fakülte/bölüm haline gelmiştir. Bugün, bölüm bünyesinde; Otomotiv, Hidromekanik ve Hidrolik Makinalar, Konstrüksiyon, Makina Malzemesi ve İmalat Teknolojisi, Makina Teorisi Sistem Dinamiği ve Kontrol, Mekanik ve Termodinamik ve Isı Tekniği anabilim dalları bulunmaktadır.

İTÜ Makina Mühendisliği Bölümü, 46 profesör, 18 doçent, 22 yardımcı doçent, 3 öğretim görevlisi ve 68 araştırma görevlisinden oluşan güçlü akademik kadrosuyla ve yaklaşık 1300 lisans, 318 yüksek lisans ve 118 doktora öğrencisi ile Türkiye'nin en iyi makina mühendisliği eğitimi veren kurumlarından birisidir.

2001-2005 döneminde İTÜ Makina Fakültesi’nde Makina Mühendisliği okumuş olan ben, bu Osmanlı'dan kalma taş binada çok güzel vakitler geçirdim. Mühendislik alanında en temel dal olan makinayı, Türkiye'de mühendisliğin doğduğu yer olan İTÜ'de okumakla hayatınızdaki en doğru seçimlerden birini yaptığınızı anlıyorunuz. Gümüşsuyu fakültesinin Taksim'e olan yakınlığı nedeniyle vaktinizin önemli bir kısmı İstiklal Caddesi'nde geçiyor. Kütüpanede ders çalışmak da genelde yalan oluyor...

İTÜ'den diğer haberler:

İTÜ AB Proje yarışmasında 3. oldu!

İTÜ Manyas depremini bildi!

"Google Osman"

11 Temmuz 2006

Dizel Motorunun LPG Motoruna Dönüştürülmesi

Dizel arabaya LPG takılır mı?, Yakıt tasarrufunda son nokta nedir?, Dizellerde LPG dönüşümü gibi soruların teknik cevabını aşağıda bulabilirsiniz.

İTÜ Makina Mühendisliği'nde bitirme tezimin konusu olan Dizel motorunun lpg motoruna dönüştürülmesi araştırmam aşağıda yer alıyor.Dizel bir arabaya LPG dönüşümü yapıldığında yakıt tüketimi ve egzoz emisyonları önemli ölçüde azalıyor. Teknik detaylara göz atalım:

LPG KİT ELEMANLARI

A) LPG Tankı
B) Multivalf
C) Multivalf Koruma Kutusu ve Havalandırma Boruları
D) Dolum Ağzı
E) Regülatör
F) Mikser
G) LPG Elektrovalfi
H) LPG Bakır Borusu





A –LPG TANKI

LPG dönüşüm sisteminin en büyük parçası olan tank, aracın arka kısmına ya bagajın bir bölümüne ya da stepne bölmesine yerleştirilir.

En çok kullanılan ve alışılagelmiş tank şekli silindirik formdur. Müşterilerin taleplerine ve ihtiyaçlarına uygun olacak şekilde her araç için işlevsellik ve boyutların büyüklüğü gibi parametrelerde optimizasyon yapılır.Tank formu olarak diğer bir akılcı çözümse stepne bölmesinin formuna uygun biçimde tasarlanan toroidal( simit biçimli ) tanktır.

Toroidal tipteki lpg tankları çeşitli hacimlerde üretilmekte ve satılmaktadır. İşlevsellik olarak silindirik tanklara göre daha az olsa da yeterli işlevsellik sağlanır. Bagaj kapasitesinden yararlanılamayacağı durumlarda, bagajın çok önemli olduğu station wagon araçlarda toroidal tankların kullanımı büyük avantaj sağlar.

Gerek silindirik tank da gerekse toroidal tank da LPG tankının araç gövdesine uygun tutturucularla bağlanması gereklidir.

Taşıtlarda kullanılan LPG tankları A tipi ve B tipi olmak üzere ikiye ayrılır. A tipi tanklar; 25 bar işletme basıncı, 30 bar test basıncına tabi tutulur, B tipi tanklar ise 25 bar işletme basıncı ve 45 bar test basıncına tabi tutulur.İmalatı tamamlan tanklar tipine göre 30 veya 45 barlık bir hidrostatik basınçta test edilir. Ayrıca her 100 tanklık partiden rastgele seçilen bir tanesi 150 Bar’da patlama testine sokulur. Eğer tank bu testi geçemezse tüm parti hurdaya ayrılır. 50 C’de LPG’nin buhar basıncı 8.5 Bar’ı geçmemektedir. Dolayısıyla LPG tanklarının gerek işletme basıncı gerekse test basıncı göz önüne alındığında ne kadar emniyetli ve güvenli olduğu anlaşılmaktadır. Türkiye’de mevcut standartlara göre üretilen ve halen kullanılan Dökme LPG stok tankları ile evlerde ve sanayide kullanılan tüplerin işletme, test ve patlama basınçları, araçlarda kullanılan LPG tanklarının güvenilirliği konusunda bir karşılaştırma yapabilmek için bu bölümün altındaki linkten bitirme tezini indiriniz.

B - MULTIVALF

Multivalfler LPG dönüşüm sistemlerinin en önemli elemanlarından birisidir. ECE R 67 ve TSE standartlarına uygun olmalıdır. LPG dönüşüm sistemlerinde tank tipine uygun multivalf montajı yapılmalıdır. Bu uygulamada en çok karşılaşılan ve çok ciddi tehlikelere neden olan bir sorundur. Örneğin Tank A tipi ise (25 bar işletme basıncı, 30 bar test basıncı ) montajda kullanılan multivalfin de A tipinde( üzerinde emniyet ventili olan multivalf ) olmalıdır. Kendi içlerinde ikiye ayrılan multivalfler LPG tankı üzerin doğrudan bağlanmaktadır. A tipi multivalflerde; tanktaki basınç 25 bara ulaştığında, bu basıncı düşürmek için otomatik olarak açılan ve mevcut yüksek basıncın düşürülmesini sağlayan tahliye ventili( emniyet ventili ) bulunur. B tipi multivalflerde ise tahliye ventili bulunmaz. Multivalflerin görevlerini şöyle sıralayabiliriz:
Tanka dolum işlemini yapar. Yakıt alma işlemi sırasında yakıt pompasından gelen LPG multivalften geçerek tanka ulaşır.
Dolum limitini ayarlar. Mevcut standartlar ve güvenlik gereği tank %80 doldurulmalıdır.Dolum işlemini tam zamanında yani doğru noktada kesebilmek için, multivalf bir şamandıraya bağlı olan ve maksimum seviyeye ulaşıldığında LPG akışını kesen bir cihazla donatılmıştır.
Tanktaki gaz seviyesini ölçer.İki mıknatıs sayesinde depodaki LPG seviyesini ölçmek mümkündü; bunlardan biri tankın içinde olup şamandıraya bağlı cihazlarla birleşiktir. İkincisi ise depon dışında olup göstergeye bağlıdır. Kadran genlikle dörde ayrılmıştır ve bir bölme de rezerv için mevcuttur. Deponun konumu yüzünden okumanın zor olacağı ya da müşterinin arzu ettiği durumlarda multivalf uygun elektronik dönüştürücülerle bağlanabilir. Bu dönüştürücüler, gerekli elektronik devrelere bağlanır ve akıt seviyesini sürücüye uyarı ışıkları veya başka analog sistemler aracılığıyla gösterirler.
LPG’nin tanktan regülatöre ulaştırılmasını sağlar. Deponun dibine doğru dönük bir emme borusu sayesinde multivalf sıvı LPG emilimini sağlar. Her durumda multivalf motorun ihtiyaç duyacağı maksimum sıvı miktarının geçişine, aşırı yük kaybına neden olmadan sağlayacak geçiş bölümlerine sahip olmalıdır.
Multivalf üzerinde emme ve doldurma hatları üzerinde ventiller vardır. Tamir, bakım veya arıza sırasında bu hatlar ventiller kapatılarak kesilir. Böylece gaz çıkışı engellenir.
Multivalf aşırı akışı kontrol eder. LPG otogaz sistemi kapalı bir devredir. Kapalı devrede meydana gelebilecek herhangibir kaçak( Kaza veya arıza sonucu borularda oluşabilecek delinme )sonucunda LPG gazı çevreye hızla yayılmaya başlar. Bu da tehlike yaratan bir durumdur. Bunu engellemek için Multivalf üzerinde kaçaklar sonucu oluşan aşırı akımı engelleyen bir güvenlik sistemi vardır. Bu sistem bu tarz olağanüstü durumlarda devreye girerek tanktan aşırı LPG çekimini engeller ve sistemi güvenlik altına alır.
Yakıt pompasından tanka LPG geçişi multivalf vasıtasıyla gerçekleştiğinden multivalfin LPG’nin geçişine fazla direnç göstermemesi istenir. Böylece dolum süresi kısalmış olur.
Multivalf montajında en önemli husus, multivalfin yatay konuma paralel olmasıdır.

C – MULTİVALF KORUMA KUTUSU VE HAVALANDIRMA BORULARI

Multivalf koruma kutusu, multivalfi ve bağlantılarını için alarak oluşabilecek gaz kaçaklarının havalandırma boruları aracılığıyla bagaj içerisinden araç dışına tahliye edilmesini sağlar. Bu nedenle multivalf koruma kutusunun ve havalandırma hortumlarının sağlam ve bagaj içerisine gaz sızıntısını engelleyecek biçimde sızdırmaz olması gerekmektedir. Buralardan kaynaklanabilecek gaz sızıntısı bagaj içerisinde birikerek aracın yanmasına neden olabilmektedir.Multivalf koruma kutusunun ve kapağının devamlı kontrol edilmesi, hortumların ve hortum kelepçelerinin sağlamlığına dikkat edilmesi gereklidir. LPG tankı aracın bagajı içerisinde bulunduğu için bagaj içerisine konulan nesnelerin koruma kutusuna ve kapağına zarar vermemesi şarttır.

D- DOLUM AĞZI

Özel pirinç alaşımdan imal edilen dolum ağızları ECE R 67 ve TSE standartlarına uygun olmalıdır. Gaz dolum borusunun içinde kalan LPG’nin sızdırılmaması için yayın önüne konulmuş bir bilya yardımıyla gaz kaçakları önlenir.

Dolum ağzı mekanik bir yay ve bir bilya aracılığıyla sıvı gazın geriye dönmemesini sağlayan bir check valf görevi görür.
Dolum ağzı mutlaka bagajın dışında bir yere monte edilmelidir. Aksi taktirde standartlar ihlal edilmiş olunur.Dolum ağzı, kaza ve çarpışmalardan en son etkilenecek yere konmalıdır. LPG tankı ve dolum ağzı arasındaki bağlantıda kesinlikle esnek eleman kullanılmalıdır.

******************************************************

Eğer Dizel motorunun LPG dönüşümüyle ilgili bu İTÜ Makina Fakültesi'ni bitirme tezimin tamamını görmek istiyorsanız tıklayınız.

07 Haziran 2006

Cep Telefonlarının ve Baz İstasyonlarının Çalışma Prensibi, İnsan Sağlığına olan etkisi ve Kanser İhtimali

Cep telefon sistemleri nasıl çalışıyor?
Sayıları gitgide artan cep telefonlarına, elektromanyetik dalga yayan, bir çeşit taşınabilir 'radyo verici ve alıcısı' gözüyle bakılabilir. Cep telefonları hiçbir zaman, birbirleriyle doğrudan iletişim-kuramazlar, hatta yan yana dursalar bile. Bunların arasındaki iletişim, genellikle yüksek yerlere (ev çatılarına, direklere vb.) yerleştirilmiş ve adına 'Baz İstasyonları denen, sistemler aracılığıyla yapılıyor. Cep telefonu kullanan kişilerin.. sayısı çoğaldıkça zorunlu olarak baz istasyonları sayısı da çoğalmaktadır. Bir kenti ve hatta bir ülkeyi kapsayan baz istasyonları, bal peteğine benzetilebilecek birçok hücrenin merkezlerine yerleştirilmiş, alıcı ve verici antenli sistemlerden oluşmaktadır.

Böyle bir sisteme 'Hücresel İletişim Sistemi' deniyor. Baz istasyonu konuşmayı, sabit bir kablo üzerinden ya da yönlendirilmiş elektromanyetik dalga demeti halinde (yönlü radyolinklerle) Mobil Anahtarlama Merkezlerine ulaştırır ve konuşma, oradan ,'Cep Telefon Sistem Sunucusunun' Ana Bilgisayarına iletilir. Bu bilgisayar, tüm cep telefonlarını nerede olduklarını bildiğinden konuşmayı, alıcı cep telefonun bulunduğu en uygun baz istasyonuna yollar ve oradan da alcının cep telefonuna ulaşır ve karşılıklı konuşmalar aynı yoldan gidip gelir. Konuşma ücretleri de bu bilgisayarda hesaplan Ana Bilgisayarın her bir cep telefonunun yerini belirleyebilmesi için, her cep telefonunun belirli aralıklarla sinyal vermesi gereklidir. Cep telefonu çok sık yer değiştirmediğinde, telefon daha uzun zaman aralıklarında, örneğin her Yarım saatte bir, bir saniyeden daha az süren kısa sinyaller verir, Sık yer değiştirmelerde ise 'yer bildirme sinyalleri' sıklaşır.

Elektromanyetik dalgalar nasıl ve ne ölçüde etkiler?
Merkezinde küçücük bir cep telefonu olan büyücek bir küre tasarlarsak, bu kürenin soğan kabukları gibi iç içe Sarılmış küresel yüzeylerinin, demet şeklinde yayın yapılan yöndeki her noktasına, bu antenin yaydığı elektromanyetik dalgalar ulaşır ve bunlar bu bölgede bir 'elektromanyetik alan' oluşturur. Küre merkezinden ya da antenden uzaklaştıkça alan şiddetinin ve böylelikle elektromanyetik dalgaların etkisinin azalacağı açıktır.

Baz istasyonları, elektromanyetik dalgaları, genellikle yönlendirilmiş demet şeklinde yaydıklarından, örneğin yerleştirildiği çatının altındaki apartman dairesinden çok, demetin yayıldığı yönde (baz istasyonunun kapsayacağı yollara ve uzaktaki yapılara doğru) etkili olabilirler ama, dalgaların şiddeti, kabaca, aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak büyük ölçüde azaldığından, bunların oralardaki insanlara etkileri, çok kez, cep telefonlarının insana etkilerinden daha azdır.

Öte yandan, baz istasyonlarının, bal peteği benzeri sık hücrelere sistemiyle kurulmuş olması sonucu, hem baz istasyonlarının ve hem de cep telefonlarının alçak güçte çalışmaları sağlanarak iletişim kurulur. Böylelikle bunların çevrede oluşturdukları elektromanyetik alanlar ve bunların insana etkisi de düşük düzeyde olur. Buna karşılık daha az sayıdaki baz istasyonlarıyla iletişim kurulmuş olsaydı, iletişimi sağlayabilmek için, hem baz istasyonun ve hem de cep telefonunun gücünü çoğaltmak gerekçesinden, elektromanyetik alanın şiddeti ve insana etkisi de daha çok olacaktı. Kulağımıza dayadığımız cep telefonunun yarattığı ya da baz istasyonundan kaynaklanan elektromanyetik alanın böylelikle içine giren vücudumuzdaki dokulara, elektromanyetik dalgalar çarptığında, bunların bir miktarı, elektromanyetik alanın şiddetine ve dokunun özelliklerine bağlı olarak, hücrelerdeki bazı moleküllere enerjilerini aktararak bunları az yada çok etkilerler.

Örneğin hücrelerdeki bir su molekülü, elektromanyetik alanın etkisiyle bir pusula gibi, saniyede trilyonlarca kez, alan doğrultusuna yönelir. Molekül, bu yönelme hareketi için gereken enerjiyi elektromanyetik alandan alır ve bu hareket enerjisi, sürtünmeyle, yani molekülün yönelme işlevi sırasında, ortamın bu harekete karşı gösterdiği dirençle ısıya dönüşerek canlı dokunun sıcaklığı, az da olsa, bir miktar artar, İşte bu, cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik dalgaların, canlıları etkileme yollarının en önemlisi olan “ısıl etkisidir”. Isıl etkiler dışında, 'ısıl olmayan etkiler' de vardır ve bunlarla ilgili bazı bulgular ileri sürülmekle birlikte, son 20-30 yıldır yapılmakta olan yoğun bilimsel çalışmalar bu etkilerin kapsamını bilimsel güvenilirlikle henüz ortaya koyamamıştır.

Sınır değerler
Uluslararası Bilimsel Kurulca saptanan 'sınır değerler', yukarda ayrıntılarıyla açıkladığımız, ısıl etkilere dayanmaktadır. Sınır değerlerin belirlenmesinde ise izlenen yol şu oldu:70 kg ağırlığındaki birinin vücudunda, 'hareketsiz durumda' yaklaşık olarak 80 Watt .'a eşdeğer güçte bir enerji alışverişi olur (80 Watt' lık bir elektrik ampulünün yanarken alıp, tükettiği enerji kadar). Buradan, vücudun kilogramı başına güç yoğunluğu olarak kabaca 80/70= 1,2 Watt bulunur. Yolda yürüdüğümüzde ya da bisiklete bindiğimizde ise vücudumuzun enerji kullanımı artar ve güç yoğunluğu vücudumuzun kilogramı başına 3 ile 5 Watt'a ulaşır. Bu düzeylerdeki bir güç yoğunluğu, eğer dışardan, elektromanyetik dalgalar yoluyla vücutta oluşursa bunun vücuttaki organ ve dokuların normal işlevleri yoluyla giderilebileceği ve vücutta herhangi bir hasar oluşmayacağı düşünülmüş ve ilk sınır değerin , belirlenmesi böylece ortaya çıkmıştır.

Son 30 yıldır özellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve çok çeşitli bilimsel çalışmalar;' herhangi bir nedenle, tüm vücut ve dokulardaki dereceyi (IOC) aşan sıcaklık artımı sonucu, vücutta bazı bozuklukların (hasarların) ortaya çıktığını göstermektedir, Öte yandan vücutta 30 dakika boyunca 1 derecelik sıcaklık artımına yol açan ve cep telefonu sistemlerinin elektromanyetik dalgalarından kaynaklanan güç yoğunluğu ise kilogram başına 4 Watt kadar olup, bu değer, 'temel sınır değer' olarak kabul edilmiştir, Koruma payı göz önüne alınarak, bu değerin onda biri olan 0,4 Watt/kg, ilgili mesleklerde çalışanlar için Sınır değer olarak öngörülmüş ve bunun da beşte biri olan 0,08 Watt/kg halktan her bir kişi için Sınır değer olarak Uluslararası Bilimsel Kurulca belirlenmiştir. Bu sınır değerlerden, başka sınır değerler de türetilmiştir.

Özetlersek, sınır değerlerin cep telefon sistemleri için anlamı şudur: Cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yapımı, kullanımı ve işletilmesi öyle olmalıdır ki, bunlardan yayılan elektromanyetik dalgalar y0luyla insan vücudundaki sıcaklık artımı, 30 dakika süresince, ortalama dereceyi (1 dereceyi) aşmasın. Sınır değerlerin aşılmaması, sistemi kurup işleten şirketlerce, ve denetimi de ilgili Devlet Kurumlarınca yapılmaktadır.

Elektromanyetik dalgaların 'Isıl olmayan' etkileri konusunda yapılmakta olan birçok bilimsel çalışma, bugün bile aradan 30 yıl geçmesine rağmen, düşük alan şiddetlerindeki elektromagnetik dalgaların etkilerini kesinlikle ortaya koyacak bulgu ya da kanıtlardan daha çok uzaktır. Zaman zaman yapılan bazı 'sözde bilimsel' yayınlarda, kanser olasılığının artımından, uyku bozukluklarına, baş ağrısından, insanların iktidarsızlığına kadar bir dizi olumsuz etkilerden Söz edilmektedir.

Cep telefon sistemlerinde kullanılan elektromanyetik dalgalar, insan vücudu hücrelerindeki moleküllerin birbirleriyle bağlantısını kopartacak,ve ayrıca, hücre çekirdeğindeki DNS gibi molekülleri bozacak güçte olmadıklarından, kansere neden olabilecek etkiyi gösteremezler. Ancak, dejenere edilmiş, yapay olarak gen teknolojisiyle bozunmuş hücrelerin elektromanyetik alanların etkisiyle daha da bozunup çoğalması olanak dışı değildir.

Gen teknolojisiyle değişikliğe uğratılmış ve elektromanyetik alanlar dışında bile, vücutlarındaki bağışıklık sistemlerinde tümörlerin oluşma olasılığı artmış fareler üzerinde elektromanyetik dalgalarla yapılan bir çalışma Almanya’da cep telefonlarıyla ilgili epey kaygıya neden olmuştur. Bu çalışmada kullanılan 200 farenin yarısı, 18 ay boyunca, günde 2 kez ve yarımşar saat, 900 Mhz frekanslı elektromanyetik dalga alanında tutulmuş (digital tele iletişim ağında) ve bu süre sonunda ışınlanan farelerde, ışınlanmayanlara göre iki kattan daha çok tümör oluştuğu görülmüştür. 'Bu şimdi bir kanıt mıdır ?' diye sorulduğunda, Almanya Radyasyondan Korunma Kurumundan (BfS) Prof. J. Bernhardt Hiçbir şekilde kanıt olamaz!' diye yanıtlıyor ve ekliyor:

Ama sonuçlar ilginç ve daha uzun süre izlenmesi gerekir. Çalışmayı yapan bilim adamları da, aldıkları sonuçların çok büyütülmemesi gerektiğini, çünkü araştırmada, genleri değiştirilmiş fareler kullandıklarını ve ayrıca hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların insanlara hemen tıpatıp aktarılamayacağını belirtiyorlar. BfS, bu araştırmanın sonuçlarının, bu konuda daha ayrıntılı temel bilimsel çalışmalara gereksinim olduğunu gösterdiğini ve bugünkü sınır değerlerinin değiştirilmesine gerek olmadığını açıklamıştır. 'Paniğe gerek yok (Ama telefonda kısa konuşmanın da bir zararı olmaz deniyor. lsıl olmayan etkiler sonucu ileri sürülen yukarıdaki öbür savların dünyadaki bağımsız bilimsel kurumlarca 'bilimsel olarak sınandığıyla' ilgili açıklamalar ve yayınlar yoktur.

lsıl olmayan etkilerle ilgili olarak, bilimsel güvenilirliği sınanmış tek bulgu, elektromanyetik dalgaların, vücuda yerleştirilmiş, sağlıkla ilgili bazı yardımcı aletleri bozabileceğidir. Örneğin cep telefonları, vücutlarında 'kalp pili' bulunan kişilerde kalbe 25 cm'den daha yakın taşınmamalıdır. Buna karşılık baz istasyonlarının çevresindeki bölgede yaşayan kişilerdeki kalp pillerine, baz istasyonlarının herhangi bir etki yaptığı saptanmamıştır. Hastane ve uçaklardaki duyarlı bazı aletler de cep telefonlarından olumsuz etkilenebildiklerinden, bunların buralarda kullanılması sakıncalı olabilir ve bu nedenlerle buralarda genellikle yasaklanmışlardır. Öte yandan, özellikle baz istasyonlarıyla ilgili 'psikolojik etkiler' de halk arasında görülmektedir. Örneğin Almanya'da, oturduğu evin yakınındaki bir çatıya yerleştirilen bir baz istasyonu nedeniyle geceleri uyuyamadığından ve baş ağrısından yakınan bir kişinin başvurusu yetkililerce yerinde incelendiğinde, yeni kurulan baz istasyonunun henüz baz istasyonları devresine alınmadığı, işletilmesine başlanılmadığı ortaya çıkmıştır.

Sonuçlar ve öneriler
Bilim, bilindiği gibi, gözlem, karşılaştırma ve bunların bilimsel yol ve yöntemlerle değerlendirilip sınanmasına dayanır. Önceki bölümde belirttiğimiz 70 kg ağ1rlığındaki 'hareketsiz bir kişinin' vücudundaki enerji alışverişinden kaynaklanan toplam 80 Watt'lık güç, bu kişinin bisikletle dolaşması durumunda 70kg x 5 Watt/kg = 350 Watt'a çıkarken, bu kişinin 'sınır değerin korunduğu bir elektromanyetik alanda' hareketsiz durumda bulunması halinde vücudundaki toplam güç alışverişi 70kg x 0,08 Watt/kg = 5.6 Watt artım gösterecektir. Vücudun doku ve organları, bisiklete binmekle ilgili 350 Watt'lık bir güç artımını olağan işlevleriyle giderip, vücut sıcaklığını bir süre soma yine dengelerken, 5,6 Watt'lık güç artımını da, nasıl olsa dengeleyebileceği düşünülebilir. Ancak elektromanyetik alanda hangi süre kalındığı ve ayrıca başka aletlerden kaynaklanan elektromanyetik alanların katkısının da bulunabileceği gözönüne alındığında, oluşacak toplam güç artımının vücut sıcaklığını 1 derece 'nin üstüne çıkarmaması gerekir. Bu nedenlerle, sınır değer olarak belirlenen 0,08 Watt/kg 'lık güç yoğunluğu, halktan bir kişi için uygun ve koruyucu bir değer olarak görülmelidir.

Bugün cep telefonlarının, 'kişiye erişilebilirlik' özelliği, bunları gerek iş ve gerekse özel yaşamımızın bir parçası haline getirmiştir. Acil durumlarda cep telefonlarıyla sağlanan iletişimle insanların kurtarılabildiğini biliyoruz. Ayrıca dünyada cep telefon sistemleri ve bunların işletilmesiyle ilgili iş alanlarında milyonlarca insan çalışmakta yeni ürünler üretilmekte ve böylelikle yeni iş alanları yaratılmaktadır. Cep telefonlarından ve baz istasyonlarından yayınlanan elektromanyetik dalgaların, sınır değerler korunduğu sürece, insan sağlığına herhangi olumsuz bir etkisi olabileceği saptanamamasına rağmen, çok düşük dozlarla ilgili araştırmaların sürdüğü ve bu düzeyde ortaya çıkabileceğinden kuşku duyulan bazı bozuklukların, kapsamlı ve uzun süreli araştırmalara gereksinimi olduğu göz önüne alınarak, tüm başka 'yeni teknoloji ürünlerinde olduğu gibi, cep telefonlarını da 'dozu kaçırmadan' kullanmak doğru olacaktır.

Koruyucu önlemler
Bilim ve tekniğin bugün eriştiği ve yukarda kabaca açıklanan bulgular ışığında ileriye dönük koruyucu önlemler olarak, özetle şunları önerebiliriz:


1. Cep telefonlarının gereksiz yere kullanılmaması ve konuşmalarının kısa kesilmesi (Ulaşılabilir olmak, yerini bildirmek, kısacası mesaj vermek için kullanılması; uzun iş görüşmeleri ya da söyleşilerin, Olduğunca, ev ve işyerlerindeki sabit telefonlardan yapılması)
2. Cep telefonunun konuşurken kulağa yapıştırılmaması (birkaç cm uzakta tutulması) ve ara sıra telefonun öbür kulağa aktarılması

3. Çocukların bir yaşam boyu cep telefonlarıyla yaşayacakları düşünülerek, küçük yaşlarda çocuklara cep telefonu alınması yerine, gerektiğinde yerini belirleyebilmek için kendilerine ödünç cep telefonu verilmesi (İngiltere'deki ilgili Bilimsel Kurum, çocukların cep telefonu kullanmamasını önermektedir)

4. Ailelerin ve özel1ilde okulların, cep telefonlarından yayılan elektromanyetik dalgalar konusunda ve bunların etkileriyle ilgili olarak çocukları bilgilendirmeleri ve telefonu açmadan önce, uzun konuşmamaları için, ne söyleyeceklerini önceden düşünüp, biraz hazırlık yapmaları hem ileriye dönük 'koruyucu sağlık' ve hem de "ailenin telefon giderlerinin azalması" açısından yararlı olacağı açıktır.

5. Baz istasyonları, ilgili yönetmeliklere göre planlanıp, sınır değerler korunacak şekilde kurulmalı ve ölçümler belirli aralıklarla yapılıp bu değerlerin korunduğu kanıtlanmalıdır.

Kaynak: http://www.tr.net/saglik/genel_saglik_ceptel_etkileri.shtml

"Google Osman"