Elektromanyetik Radyasyon Ölçümü

Elektromanyetik Radyasyon Ölçümü


Gsm baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik alan şiddetinin evinizdeki, iş yerinizdeki etkisinin ölçümünü profesyonel olarak, uluslararsı standartlara uygun olarak yapıyor ve sonuçları rapor şeklinde sizlere sunuyoruz. Yalam alanızdaki göreceli olası yüksek elektromanyetik alan şiddetine maruz kalan alanlarda nasıl değerleri azaltabileceği konusunda size danışmanlık hizmeti sunuyoruz.

Tel: 216 415 80 87

İş Başvurusu

sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Ekim 2006

Sigara İçenlerin Saygısızlıkları ve Bencillikleri

Türkiye, Sigara İçenlerin İşgali Altında!
Türkiye'de sigara içenlerin çoğu etrafındaki kişileri hiç düşünmüyor. Pis kokuları ve zehir saçan dumanları ile sigara içmeyenleri rahatsız ediyorlar.

Örneğin bir Cafe'de, Restaurantta, İstiklal Caddesi gibi çok kalabalık açık mekanlarda veya Vapurların açık kısımlarında sigara içenlerin işgali sürüyor. Sigarayı içen içsin ama "Gaz Odaları, Sigara Odaları" gibi kısıtlı mekanlarda içsin. Ulu orta her yerde sigara içilmesi, medeniyet seviyesinin düşüklüğünü açık biçimde gösteriyor. Sigara içmeyen insanlara karşı saygısızlıklar ne zaman bitecek kim bilir?

Sigara içenlerin sosyal ortamda yaşattıkları anarşi ve kirlilik bizlere karşı saygısızlıklarını gösteriyor. Ancak sigara içenin kendisine de saygısı. Sigara içenlerin vücutlarındaki tahribatı anlatan bilimsel gerçekler şunlar:

SİGARANIN İÇİNDEKİ ZEHİRLER
Bunlar kanserojen maddelerdir ve en tehlikelileri arsenik, benzin, kadmiyum, hidrojen siyanid, toluene, amonyak ve propilen glikoldur. Örneğin; siyanid kesinlikle öldürücü bir zehirdir. Genel olarak bilinen maddelerden bir kaçı;

Polonyum - 210 (kanserojen), Radon (radyosyon), Metanol (füzeyakıtı), Toluen (tiner), Kadmiyum (akü metali), Bütan (tüpgaz), DDT (böcek öldürücü), Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehiri), Aseton (oje sökücü), Naftalin (güve kovucu), Hidrojen Siyanür (gaz odaları zehiri), Arsenik (fare zehiri), Amonyak (tuvalet temizleyicisi), Karbon (eksoz Monoksit gazı), Nikotin ve 3.885 toksik madde.

Sigaranın her nefesinde 4 bin çeşit kimyasal madde ciğerlere çekiliyor. Bu maddelerden bazılarının vücuda verdiği zararlar şöyle:

Nikotin: Kokain ve morfin kadar bağımlılık yapar. Tansiyonu ve kalp hızını artırır. Karbonmonoksit ile koroner arter hastalığı ve beyin damar hastalığına yol açar.
Katran: Kansorejen olup, akciğer kanseri, amfizem ve kronik bronşit yapar.
Arsenik, Benzen, Vinil Klorür: Kansorejen madde, felç edici zehir.
Hidrojen Siyanür: Nazi gaz odalarında kullanılan zehir.

SİGARANIN VÜCUDA ZARARLARI NELERDİR?
* Genel olarak bulunduğunuz ortamlarda kötü ve ağır koku yayılır.
* Cildiniz bozulacağından cilt karalığı ve yaşlı gösterme belirtileri başlar.
* Dişleriniz kirli ve pis görünümlü olmakla beraber, dişeti hastalıkları baş gösterecektir.
* Ağız ve yutakta tat alma eksikliği başlar ve kanser riski artar.
* Gırtlak ve nefes borusunda iltihaplanma, ses tellerinin zarar göstermesinden başka kansere yakalanma ihtimali fazlalaşır.
* Kalp ve damarların görmüş olduğu zarar ve tahribattan dolayı kalp krizi damar tıkanıklığı, tansiyon yükselmesi gibi sakıncalar ortaya çıkar.
* Beyinde felç, ileri yaşta bunama (Alzheimer) görülür. Her nefeste 50bin hücrenin ölümüne sebep olur.
* Gözlerde katarakt ve ileri yaşta körlük meydana gelir.
* Burunda koku alma duygusu azalır.
* Akciğerlerde kansere yakalanma, Bronşit ve amfizem gibi rahatsızlıklar meydana gelir.
* Mide ve yemek borusunda karama, ülser ve kanser oluşumunu fazlalaşır.
* Pankreas kanseri riski artar.
* Rahim ve yumurtalıkta kısırlık, çocuk düşürme, sakat ve eksik doğum, erken menopoz, rahim kanseri gibi tehlikeler oluşur.
* Testisler ve cinsel organlarda iktidarsızlık, ereksiyonda azalma, döllenme yetersizliği, kalıtımsal bozukluklar meydana gelir.
* İdrar kesesinde mesane kanseri meydana gelir.
* Ellerde, parmaklarda sararma, tırnaklarda, zayıflama görülür.
* Kemik ve iskeletlerde kemik erimesi meydana gelir.
* Kol ve bacak damarlarında çeşitli hastalıklar oluşur.
* Kılcal damarlar, el ve ayaklardan başlayarak, kol ve bacaklara kadar tıkanıp bu organların kesilmesine (Burger hastalığı) kadar varan hastalıklar oluşur.
* Vücutta, yorgunluk, uykusuzluk, ruhsal gerilim, stres, performans düşüklüğü, reflekslerde azalma oluşur.
* Anne ve baba mirası olarak; Sigara içen babaların, çocuklarında kanseri önleyen gençliği yok olmaktadır. Hamileliğinde sigara içen hanımların bebekleri %10-15 eksik kilolu doğdukları gibi zeka eksiklikleri de görülür.


20 DAKİKA SONRA
Sigarayı bırakmanın etkileri 20 dakika içinde hissediliyor. Sigarayı bıraktıktan sonra vücutta şu değişiklikler oluyor:
* 20 dakika sonra: Kan basıncı ve kalp hızı normale döner. Eller ve ayaklar, dolaşım normale döndüğü için ısınmaya başlar.
* 8 saat sonra: Kanda oksijen düzeyi normale döner. Kalp krizi riski düşmeye başlar.
* 24 saat sonra: Karbonmonoksit vücuttan atılır. Akciğerlerdeki balgam ve diğer birikimler temizlenmeye başlar.
* 48 saat sonra: Nikotin vücutta artık saptanamaz. Tat ve koku alma duyusu gelişmiştir.
* 72 saat sonra: Solunum yolları gevşediği için nefes almak kolaylaşır. Vücut enerjisi artar.
* 2-12 hafta sonra: Dolaşım bütün vücutta düzelir. Yürürken yorulma ve tıkanma daha az görülür.
* 3-9 ay sonra: Öksürük, nefes darlığı düzelir. Akciğer işlevi yüzde 5-10 oranında artar.
* 12 ay sonra: koroner kalp hastalığı riski yarı yarıya azalır.
* 12-36 ay sonra: mesane kanseri riski yüzde 50 azalır.
* 5 yıl sonra: Kalp krizi geçirme riski ve yemek borusu, ağız boşluğu kanserleri gibi hastalıkların riski yüzde 50 oranında azalır.
* 10 yıl sonra: Akciğer kanseri riski sigara içenlerin riskinin yarısına iner. Kalp krizi riski hiç sigara içmemiş biri ile eşit olur.

Kaynak: http://www.ntvmsnbc.com/news/188624.asp

"Google Osman"

30 Eylül 2006

Panik Atak Tedavisi Sırasında Beslenme Tavsiyeleri

Beslenmede basit şeker alımını (tatlılar, şeker, çikolata, kek, vs), kafein alımını (kahve ve çay), sigara kullanımını azaltarak; daha düzenli beslenmeye dikkat etmek (sebze – meyve ağırlıklı, kalsiyum ve vitaminlere dikkat ederek, sık sık ama az az yiyerek, mümkün olduğunca katkısız yiyecekleri seçmek) gerekir. Beslenme İlkeleri:

a. Meyve ve sebze tüketimini arttırın (Meyve suyu yerine meyve tüketin).

b. Öğütülmemiş hububat yiyin (kepekli ekmek, vb.).

c. Fasulye ve bakliyat çeşitleri yiyin.

d. Şekeri mümkün olan en aza indirin (Çikolata, tatlı, şeker, kek ve benzeri cinsinden mümkün olduğunca uzak durun).

e. Küçük öğünlerle daha sık yiyin (4 – 5 kez azar azar).

f. Kafeinden (kahve ve çay) uzak durun.

g. Her gün 6 – 8 bardak su için.

h. Yediğiniz yağlara dikkat edin. Sıvı yağ, yağsız süt, vb tüketin.

i. Tuz kullanımını asgariye indirin. Daha çok ot ve baharat çeşidi kullanabilirsiniz.

j. Farklı yiyecekler yiyin.


B vitamini eksikliği panik atak oluşumunda etkin rol oynar. Bu nedenle B vitamini ve günlük yaklaşık 1200 mg kalsiyum alınmalıdır. Ayrıca korkulan yerlere gidilmeden önce; elma, armut, portakal, kavun, kivi, vs. yemek uygun olacaktır.


Kahvaltı önemli bir öğündür, aynı zamanda sizi güne hazırlayan bir uğraşıdır. Kahvaltısız evden çıkmamayı kendinize prensip edinin.


Kaynak http://www.panik-atak.net/tr/konu_incele.aspx?konuID=28

"Google Osman"

13 Eylül 2006

Mesleklere Göre Vitamin Önerileri

Vitaminlerin tek başına işe yaramadığının altını da çizen uzmanlar, metabolizmanın mutlaka tahıl, ekmek, hububat, sebze ve meyve alması gerektiğini ifade ediyor. Bazı meslek dallarında çalışanların almaları gereken vitaminler ise şöyle sıralanıyor...

Bilgisayar kullanıcıları: Göz yorgunluğunu hafifletmek ve sinirleri rahatlatmak için şunları alın; sabah ve akşam 50 miligram B kompleks, günde iki kez 500 miligram kalsiyum ve 250 miligram magnezyum, günde iki kez ginkgo biloba, günde bir kapsül koenzim-Q10 ve E vitamini kompleks.

Gece çalışanlar:Gece çalışmanın metabolizma üzerinde ağır bir fiziksel ve duygusal etkisi vardır. Yeme ve uyku düzeni altüst olur, vücudun ritmi bozulur ve vücut daha fazla stres altına girer, hastalık olasılığınız artar. D vitamini, uyku zamanından yarım saat önce 1-2 tablet 500 miligram kalsiyum ve 250 miligram magnezyum.

Doktorlar ve hemşireler: Uzun saatlere kadar çalışma, stres ve mikroplar, vitamin ve minerallere olan ihtiyacı artırıyor. Sabah-akşam 50 miligram B kompleks, enfeksiyonların riskini azaltmak için C vitamini, sabah ve akşam 500 mg kalsiyum ve 250 mg magnezyum kompleks alın.

Kaynak: Aktifhaber

"Google Osman"

11 Eylül 2006

Sebze ve meyvelerin faydaları

Bilimadamları, sebze ve meyvelerin olumlu etkisini göstermesi için düzenli tüketimin şart olduğunu söylüyor. Peki hangi meyveyi nasıl, ne zaman yemeli?

Son yıllarda besinler üzerindeki araştırmalarını artıran bilimadamları, yararlı olduğunu saptadıkları sebze ile meyvelerin etkisini göstermesi için mutlaka bu gıdaların düzenli olarak tüketilmesi gerektiğinin altını çiziyor. İşte o mucizevi gıdalar...


Greyfurt: Sindirimi kolaylaştırır. Dişeti kanamasını azaltır, soğuk algınlığına iyi gelir. Lifleriyle tüketilirse kolesterolü düşürür.

Üzüm: Böbreklerin çalışmasını uyarıp, kalp atışını düzenler. Karaciğeri temizler. Özellikle siyah üzüm kabukları ve çekirdekleriyle yenirse, hücre yenileyicidir.


Kiraz: Kolesterolü düşürür, özellikle sapları idrar söktürücüdür. Vişne: Mineral ve vitamin deposudur. Özellikle koyu renkli vişneler, açık renklilere oranla çok daha fazla mineral içerir.


Çilek: Sigara dumanının etkilerini azaltır. Eğer sigara içilen bir odadaysanız, gün içinde iki tane çilek yenmesi önerilir.

Kavun: Endişe ve uykusuzluğa iyi gelir. Bağırsak ve cilt kanserine karşı Amerikan Kanser Topluluğunca tavsiye edilmistir.

Brokoli: Mide ve yemek borusu kanseri riskini azaltır.

Fasulye: Taze fasulyenin, vücudun çalışmasını, gelişmesini sağladığını vurgulayan bilimadamları, herkese bu besini tavsiye ediyor. Uzmanlar, taze fasulyenin, pankreas bezesini, böbrekleri, karaciğeri ve kalbi kuvvetlendirdiğini, albümin ve diyabette çok fayda verdiğini bildiriyor.

Sivri biber: Uzmanlar, biberde bol beta karoten, C, P ve K vitaminleriyle bazı alkoloidler bulunduğunu kaydederek, bunların, mideyi kuvvetlendirdiğini, iştah açtığını ve mide tembelliğini giderdiğini söylüyor. Acı biber, erkeklerde cinsel isteği arttırırken içerdiği P vitamini sayesinde damarları yumuşatıp kanamayı önlüyor, K vitamini ile de kanın pıhtılaşma kabiliyetini arttırarak kanamaları durduruyor.

Lahana: Bol miktarda B, C ve E vitamini ve potasyum içeren lahananın, şeker ve romatizma hastaları için çok faydalı olduğunu belirten uzmanlar, lahananın bol arsenik, kükürt ve vitaminleri ile kanı temizleyip cildi güzelleştirdiğini, bol idrar söktürdüğünü, vücuttaki suyu ve zehirli maddeleri idrarla dışarı attığını bildiriyor. Uzmanlar, lahananın kansızlığı giderdiğini ve kansere karşı etkili olduğunu da kaydediyor. Sadece lahana çeşitlerinde bulunan U vitamini, mide ve bağırsakların iç yüzeyini koruyor, burada olan yaraların iyileşmesini sağlıyor. Ayrıca lahanada yaşlanmayı önleyici ve kalp krizine karşı koruyucu etkisi bulunan bir mineral olan selenyum da bulunuyor.

Bezelye: Kansızlığı gideren bezelyenin, kan kanserine karşı koruyucu etkisi olduğunu ifade eden Amerikalı bilimadamları, bezelyenin gıda değeri ve insana zarar vermeme bakımından fasulyeden üstün olduğunu savunuyor.

Ispanak: Demir yönünden zengin olan ıspanak, diğer yapraklı sebzelere nazaran daha çok protein içeriyor. Çiğ ıspanak, harika bir lif kaynağı. Ispanak suyu, C vitamini ile soğuk algınlıklarına karşı dayanıklılık veriyor ve hemoroid rahatsızlığına iyi geliyor. Ispanak, provitamin A, C vitaminleri, demir ve çeşitli enzimlerce çok zengin olup, bu maddeler, bol kan yapıyor. Ispanak, kemik ve dişleri sağlamlaştırıyor. Ispanak suyu, kalp kaslarını kuvvetlendiriyor. Bağırsak zehirlenmesini önlüyor. Kalp rahatsızlığı olanlara, haftada 1-2 fincan ıspanak suyu içmeleri öneriliyor. Bilimadamları, ıspanağın, karaciğeri, lenf bezlerini, kan dolaşımını uyardığını belirterek, gebelere ıspanak yemelerini öneriyor.

Maydanoz: Uzmanlara göre maydanoz, dünyadaki en besleyici yiyeceklerden birisi ve bir demir deposu... Taze yenen maydanozda, kalsiyum, potasyum, kükürt ve A vitamini bulunuyor. Bir tutam maydanoz, günlük C vitamini ihtiyacının çoğunu karşılıyor. Böbrekleri, karaciğeri ve idrar yollarını temizlemeye yardım ediyor. Kan şekerini normal seviyede tutuyor ve kansere karşı da koruyucu.

Kaynak: Aktifhaber

"Google Osman"

07 Haziran 2006

Cep Telefonlarının ve Baz İstasyonlarının Çalışma Prensibi, İnsan Sağlığına olan etkisi ve Kanser İhtimali

Cep telefon sistemleri nasıl çalışıyor?
Sayıları gitgide artan cep telefonlarına, elektromanyetik dalga yayan, bir çeşit taşınabilir 'radyo verici ve alıcısı' gözüyle bakılabilir. Cep telefonları hiçbir zaman, birbirleriyle doğrudan iletişim-kuramazlar, hatta yan yana dursalar bile. Bunların arasındaki iletişim, genellikle yüksek yerlere (ev çatılarına, direklere vb.) yerleştirilmiş ve adına 'Baz İstasyonları denen, sistemler aracılığıyla yapılıyor. Cep telefonu kullanan kişilerin.. sayısı çoğaldıkça zorunlu olarak baz istasyonları sayısı da çoğalmaktadır. Bir kenti ve hatta bir ülkeyi kapsayan baz istasyonları, bal peteğine benzetilebilecek birçok hücrenin merkezlerine yerleştirilmiş, alıcı ve verici antenli sistemlerden oluşmaktadır.

Böyle bir sisteme 'Hücresel İletişim Sistemi' deniyor. Baz istasyonu konuşmayı, sabit bir kablo üzerinden ya da yönlendirilmiş elektromanyetik dalga demeti halinde (yönlü radyolinklerle) Mobil Anahtarlama Merkezlerine ulaştırır ve konuşma, oradan ,'Cep Telefon Sistem Sunucusunun' Ana Bilgisayarına iletilir. Bu bilgisayar, tüm cep telefonlarını nerede olduklarını bildiğinden konuşmayı, alıcı cep telefonun bulunduğu en uygun baz istasyonuna yollar ve oradan da alcının cep telefonuna ulaşır ve karşılıklı konuşmalar aynı yoldan gidip gelir. Konuşma ücretleri de bu bilgisayarda hesaplan Ana Bilgisayarın her bir cep telefonunun yerini belirleyebilmesi için, her cep telefonunun belirli aralıklarla sinyal vermesi gereklidir. Cep telefonu çok sık yer değiştirmediğinde, telefon daha uzun zaman aralıklarında, örneğin her Yarım saatte bir, bir saniyeden daha az süren kısa sinyaller verir, Sık yer değiştirmelerde ise 'yer bildirme sinyalleri' sıklaşır.

Elektromanyetik dalgalar nasıl ve ne ölçüde etkiler?
Merkezinde küçücük bir cep telefonu olan büyücek bir küre tasarlarsak, bu kürenin soğan kabukları gibi iç içe Sarılmış küresel yüzeylerinin, demet şeklinde yayın yapılan yöndeki her noktasına, bu antenin yaydığı elektromanyetik dalgalar ulaşır ve bunlar bu bölgede bir 'elektromanyetik alan' oluşturur. Küre merkezinden ya da antenden uzaklaştıkça alan şiddetinin ve böylelikle elektromanyetik dalgaların etkisinin azalacağı açıktır.

Baz istasyonları, elektromanyetik dalgaları, genellikle yönlendirilmiş demet şeklinde yaydıklarından, örneğin yerleştirildiği çatının altındaki apartman dairesinden çok, demetin yayıldığı yönde (baz istasyonunun kapsayacağı yollara ve uzaktaki yapılara doğru) etkili olabilirler ama, dalgaların şiddeti, kabaca, aradaki uzaklığın karesiyle ters orantılı olarak büyük ölçüde azaldığından, bunların oralardaki insanlara etkileri, çok kez, cep telefonlarının insana etkilerinden daha azdır.

Öte yandan, baz istasyonlarının, bal peteği benzeri sık hücrelere sistemiyle kurulmuş olması sonucu, hem baz istasyonlarının ve hem de cep telefonlarının alçak güçte çalışmaları sağlanarak iletişim kurulur. Böylelikle bunların çevrede oluşturdukları elektromanyetik alanlar ve bunların insana etkisi de düşük düzeyde olur. Buna karşılık daha az sayıdaki baz istasyonlarıyla iletişim kurulmuş olsaydı, iletişimi sağlayabilmek için, hem baz istasyonun ve hem de cep telefonunun gücünü çoğaltmak gerekçesinden, elektromanyetik alanın şiddeti ve insana etkisi de daha çok olacaktı. Kulağımıza dayadığımız cep telefonunun yarattığı ya da baz istasyonundan kaynaklanan elektromanyetik alanın böylelikle içine giren vücudumuzdaki dokulara, elektromanyetik dalgalar çarptığında, bunların bir miktarı, elektromanyetik alanın şiddetine ve dokunun özelliklerine bağlı olarak, hücrelerdeki bazı moleküllere enerjilerini aktararak bunları az yada çok etkilerler.

Örneğin hücrelerdeki bir su molekülü, elektromanyetik alanın etkisiyle bir pusula gibi, saniyede trilyonlarca kez, alan doğrultusuna yönelir. Molekül, bu yönelme hareketi için gereken enerjiyi elektromanyetik alandan alır ve bu hareket enerjisi, sürtünmeyle, yani molekülün yönelme işlevi sırasında, ortamın bu harekete karşı gösterdiği dirençle ısıya dönüşerek canlı dokunun sıcaklığı, az da olsa, bir miktar artar, İşte bu, cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yaydığı elektromanyetik dalgaların, canlıları etkileme yollarının en önemlisi olan “ısıl etkisidir”. Isıl etkiler dışında, 'ısıl olmayan etkiler' de vardır ve bunlarla ilgili bazı bulgular ileri sürülmekle birlikte, son 20-30 yıldır yapılmakta olan yoğun bilimsel çalışmalar bu etkilerin kapsamını bilimsel güvenilirlikle henüz ortaya koyamamıştır.

Sınır değerler
Uluslararası Bilimsel Kurulca saptanan 'sınır değerler', yukarda ayrıntılarıyla açıkladığımız, ısıl etkilere dayanmaktadır. Sınır değerlerin belirlenmesinde ise izlenen yol şu oldu:70 kg ağırlığındaki birinin vücudunda, 'hareketsiz durumda' yaklaşık olarak 80 Watt .'a eşdeğer güçte bir enerji alışverişi olur (80 Watt' lık bir elektrik ampulünün yanarken alıp, tükettiği enerji kadar). Buradan, vücudun kilogramı başına güç yoğunluğu olarak kabaca 80/70= 1,2 Watt bulunur. Yolda yürüdüğümüzde ya da bisiklete bindiğimizde ise vücudumuzun enerji kullanımı artar ve güç yoğunluğu vücudumuzun kilogramı başına 3 ile 5 Watt'a ulaşır. Bu düzeylerdeki bir güç yoğunluğu, eğer dışardan, elektromanyetik dalgalar yoluyla vücutta oluşursa bunun vücuttaki organ ve dokuların normal işlevleri yoluyla giderilebileceği ve vücutta herhangi bir hasar oluşmayacağı düşünülmüş ve ilk sınır değerin , belirlenmesi böylece ortaya çıkmıştır.

Son 30 yıldır özellikle hayvanlar üzerinde yapılan deneyler ve çok çeşitli bilimsel çalışmalar;' herhangi bir nedenle, tüm vücut ve dokulardaki dereceyi (IOC) aşan sıcaklık artımı sonucu, vücutta bazı bozuklukların (hasarların) ortaya çıktığını göstermektedir, Öte yandan vücutta 30 dakika boyunca 1 derecelik sıcaklık artımına yol açan ve cep telefonu sistemlerinin elektromanyetik dalgalarından kaynaklanan güç yoğunluğu ise kilogram başına 4 Watt kadar olup, bu değer, 'temel sınır değer' olarak kabul edilmiştir, Koruma payı göz önüne alınarak, bu değerin onda biri olan 0,4 Watt/kg, ilgili mesleklerde çalışanlar için Sınır değer olarak öngörülmüş ve bunun da beşte biri olan 0,08 Watt/kg halktan her bir kişi için Sınır değer olarak Uluslararası Bilimsel Kurulca belirlenmiştir. Bu sınır değerlerden, başka sınır değerler de türetilmiştir.

Özetlersek, sınır değerlerin cep telefon sistemleri için anlamı şudur: Cep telefonlarının ve baz istasyonlarının yapımı, kullanımı ve işletilmesi öyle olmalıdır ki, bunlardan yayılan elektromanyetik dalgalar y0luyla insan vücudundaki sıcaklık artımı, 30 dakika süresince, ortalama dereceyi (1 dereceyi) aşmasın. Sınır değerlerin aşılmaması, sistemi kurup işleten şirketlerce, ve denetimi de ilgili Devlet Kurumlarınca yapılmaktadır.

Elektromanyetik dalgaların 'Isıl olmayan' etkileri konusunda yapılmakta olan birçok bilimsel çalışma, bugün bile aradan 30 yıl geçmesine rağmen, düşük alan şiddetlerindeki elektromagnetik dalgaların etkilerini kesinlikle ortaya koyacak bulgu ya da kanıtlardan daha çok uzaktır. Zaman zaman yapılan bazı 'sözde bilimsel' yayınlarda, kanser olasılığının artımından, uyku bozukluklarına, baş ağrısından, insanların iktidarsızlığına kadar bir dizi olumsuz etkilerden Söz edilmektedir.

Cep telefon sistemlerinde kullanılan elektromanyetik dalgalar, insan vücudu hücrelerindeki moleküllerin birbirleriyle bağlantısını kopartacak,ve ayrıca, hücre çekirdeğindeki DNS gibi molekülleri bozacak güçte olmadıklarından, kansere neden olabilecek etkiyi gösteremezler. Ancak, dejenere edilmiş, yapay olarak gen teknolojisiyle bozunmuş hücrelerin elektromanyetik alanların etkisiyle daha da bozunup çoğalması olanak dışı değildir.

Gen teknolojisiyle değişikliğe uğratılmış ve elektromanyetik alanlar dışında bile, vücutlarındaki bağışıklık sistemlerinde tümörlerin oluşma olasılığı artmış fareler üzerinde elektromanyetik dalgalarla yapılan bir çalışma Almanya’da cep telefonlarıyla ilgili epey kaygıya neden olmuştur. Bu çalışmada kullanılan 200 farenin yarısı, 18 ay boyunca, günde 2 kez ve yarımşar saat, 900 Mhz frekanslı elektromanyetik dalga alanında tutulmuş (digital tele iletişim ağında) ve bu süre sonunda ışınlanan farelerde, ışınlanmayanlara göre iki kattan daha çok tümör oluştuğu görülmüştür. 'Bu şimdi bir kanıt mıdır ?' diye sorulduğunda, Almanya Radyasyondan Korunma Kurumundan (BfS) Prof. J. Bernhardt Hiçbir şekilde kanıt olamaz!' diye yanıtlıyor ve ekliyor:

Ama sonuçlar ilginç ve daha uzun süre izlenmesi gerekir. Çalışmayı yapan bilim adamları da, aldıkları sonuçların çok büyütülmemesi gerektiğini, çünkü araştırmada, genleri değiştirilmiş fareler kullandıklarını ve ayrıca hayvanlar üzerinde yapılan çalışmaların insanlara hemen tıpatıp aktarılamayacağını belirtiyorlar. BfS, bu araştırmanın sonuçlarının, bu konuda daha ayrıntılı temel bilimsel çalışmalara gereksinim olduğunu gösterdiğini ve bugünkü sınır değerlerinin değiştirilmesine gerek olmadığını açıklamıştır. 'Paniğe gerek yok (Ama telefonda kısa konuşmanın da bir zararı olmaz deniyor. lsıl olmayan etkiler sonucu ileri sürülen yukarıdaki öbür savların dünyadaki bağımsız bilimsel kurumlarca 'bilimsel olarak sınandığıyla' ilgili açıklamalar ve yayınlar yoktur.

lsıl olmayan etkilerle ilgili olarak, bilimsel güvenilirliği sınanmış tek bulgu, elektromanyetik dalgaların, vücuda yerleştirilmiş, sağlıkla ilgili bazı yardımcı aletleri bozabileceğidir. Örneğin cep telefonları, vücutlarında 'kalp pili' bulunan kişilerde kalbe 25 cm'den daha yakın taşınmamalıdır. Buna karşılık baz istasyonlarının çevresindeki bölgede yaşayan kişilerdeki kalp pillerine, baz istasyonlarının herhangi bir etki yaptığı saptanmamıştır. Hastane ve uçaklardaki duyarlı bazı aletler de cep telefonlarından olumsuz etkilenebildiklerinden, bunların buralarda kullanılması sakıncalı olabilir ve bu nedenlerle buralarda genellikle yasaklanmışlardır. Öte yandan, özellikle baz istasyonlarıyla ilgili 'psikolojik etkiler' de halk arasında görülmektedir. Örneğin Almanya'da, oturduğu evin yakınındaki bir çatıya yerleştirilen bir baz istasyonu nedeniyle geceleri uyuyamadığından ve baş ağrısından yakınan bir kişinin başvurusu yetkililerce yerinde incelendiğinde, yeni kurulan baz istasyonunun henüz baz istasyonları devresine alınmadığı, işletilmesine başlanılmadığı ortaya çıkmıştır.

Sonuçlar ve öneriler
Bilim, bilindiği gibi, gözlem, karşılaştırma ve bunların bilimsel yol ve yöntemlerle değerlendirilip sınanmasına dayanır. Önceki bölümde belirttiğimiz 70 kg ağ1rlığındaki 'hareketsiz bir kişinin' vücudundaki enerji alışverişinden kaynaklanan toplam 80 Watt'lık güç, bu kişinin bisikletle dolaşması durumunda 70kg x 5 Watt/kg = 350 Watt'a çıkarken, bu kişinin 'sınır değerin korunduğu bir elektromanyetik alanda' hareketsiz durumda bulunması halinde vücudundaki toplam güç alışverişi 70kg x 0,08 Watt/kg = 5.6 Watt artım gösterecektir. Vücudun doku ve organları, bisiklete binmekle ilgili 350 Watt'lık bir güç artımını olağan işlevleriyle giderip, vücut sıcaklığını bir süre soma yine dengelerken, 5,6 Watt'lık güç artımını da, nasıl olsa dengeleyebileceği düşünülebilir. Ancak elektromanyetik alanda hangi süre kalındığı ve ayrıca başka aletlerden kaynaklanan elektromanyetik alanların katkısının da bulunabileceği gözönüne alındığında, oluşacak toplam güç artımının vücut sıcaklığını 1 derece 'nin üstüne çıkarmaması gerekir. Bu nedenlerle, sınır değer olarak belirlenen 0,08 Watt/kg 'lık güç yoğunluğu, halktan bir kişi için uygun ve koruyucu bir değer olarak görülmelidir.

Bugün cep telefonlarının, 'kişiye erişilebilirlik' özelliği, bunları gerek iş ve gerekse özel yaşamımızın bir parçası haline getirmiştir. Acil durumlarda cep telefonlarıyla sağlanan iletişimle insanların kurtarılabildiğini biliyoruz. Ayrıca dünyada cep telefon sistemleri ve bunların işletilmesiyle ilgili iş alanlarında milyonlarca insan çalışmakta yeni ürünler üretilmekte ve böylelikle yeni iş alanları yaratılmaktadır. Cep telefonlarından ve baz istasyonlarından yayınlanan elektromanyetik dalgaların, sınır değerler korunduğu sürece, insan sağlığına herhangi olumsuz bir etkisi olabileceği saptanamamasına rağmen, çok düşük dozlarla ilgili araştırmaların sürdüğü ve bu düzeyde ortaya çıkabileceğinden kuşku duyulan bazı bozuklukların, kapsamlı ve uzun süreli araştırmalara gereksinimi olduğu göz önüne alınarak, tüm başka 'yeni teknoloji ürünlerinde olduğu gibi, cep telefonlarını da 'dozu kaçırmadan' kullanmak doğru olacaktır.

Koruyucu önlemler
Bilim ve tekniğin bugün eriştiği ve yukarda kabaca açıklanan bulgular ışığında ileriye dönük koruyucu önlemler olarak, özetle şunları önerebiliriz:


1. Cep telefonlarının gereksiz yere kullanılmaması ve konuşmalarının kısa kesilmesi (Ulaşılabilir olmak, yerini bildirmek, kısacası mesaj vermek için kullanılması; uzun iş görüşmeleri ya da söyleşilerin, Olduğunca, ev ve işyerlerindeki sabit telefonlardan yapılması)
2. Cep telefonunun konuşurken kulağa yapıştırılmaması (birkaç cm uzakta tutulması) ve ara sıra telefonun öbür kulağa aktarılması

3. Çocukların bir yaşam boyu cep telefonlarıyla yaşayacakları düşünülerek, küçük yaşlarda çocuklara cep telefonu alınması yerine, gerektiğinde yerini belirleyebilmek için kendilerine ödünç cep telefonu verilmesi (İngiltere'deki ilgili Bilimsel Kurum, çocukların cep telefonu kullanmamasını önermektedir)

4. Ailelerin ve özel1ilde okulların, cep telefonlarından yayılan elektromanyetik dalgalar konusunda ve bunların etkileriyle ilgili olarak çocukları bilgilendirmeleri ve telefonu açmadan önce, uzun konuşmamaları için, ne söyleyeceklerini önceden düşünüp, biraz hazırlık yapmaları hem ileriye dönük 'koruyucu sağlık' ve hem de "ailenin telefon giderlerinin azalması" açısından yararlı olacağı açıktır.

5. Baz istasyonları, ilgili yönetmeliklere göre planlanıp, sınır değerler korunacak şekilde kurulmalı ve ölçümler belirli aralıklarla yapılıp bu değerlerin korunduğu kanıtlanmalıdır.

Kaynak: http://www.tr.net/saglik/genel_saglik_ceptel_etkileri.shtml

"Google Osman"